Langırtta Magnus Etkisi

Magnus etkisi adı ile bilinen fizik kuramının langırt vuruşları üzerindeki etkilerini araştıran bir çalışmaya başladık. Tüm langırt teorisyenlerin ve pratisyenlerinin konuya ciddiyetle eğilmelerini hem langırt oyuncularının yüksek zekalı kişiler olması isteğimiz hem de langırt ve bilimsel düşünceyi at başı görmek arzumuzdan dolayı talep ediyoruz.

Saygılarımızla..

www.langirt.org

CİHAN AN: OYUNCU VE SPORTMEN

2nci İzmir Pro Tour’da tanıdığımız Cihan An Avusturya’da yaşayan bir Türk langırtçı. Aynı zamanda Avusturya’da bir sosyal sorumluluk merkezinde gençlerin toplumsal yaşamda adaptasyonu ve yararlı faaliyetlere özendirilmesi ile ilgili bir görev de icra etmekte.

Cihan An’ı İzmir’de son derece sportmen ve mütevazı davranışları, yarattığı olumlu hava ve yıldırımdan daha hızlı vuruşları ile tanımış olduk. Kendisi ile yaptığımız sohbetlerde bizlere oralardan gerekli olabilecek tüm desteği vermekten hiç kaçınmayacağını söyledi ve biz kesinlikle bu sözlere inanıyoruz.

Kısacası Cihan langırt oyununda hedeflediğimiz sportmen, nazik ve ama maçlarda son derece güçlü bir oyuncu profilinin gerçekleştirmiş bir figür. Tüm genç oyuncularımızca örnek alınması gereken bir sporcu.

Kendisine İzmir’de bizlerle olduğu için bir kez daha teşekkür ediyor ve www.langirt.org olarak

cihan hem iş hem langırt hem de sosyal yaşamında esenlikler diliyoruz.

 

Bir Langırt Puantajı

www.foosball.com sitesinden alınmıştır

 BİR LANGIRT DERECELENDİRMESİ 

Arkadaşlarınızla langırt oynuyor ve her seferinde yeniyor musunuz? Peki ne kadar iyi olduğunuzu merak ediyor musunuz? Turnuvaların yapıldığı yerel bar ya da bilardo salonunda kendinizi göstermek mi istiyorsunuz? Bir spor olarak langırtın neresinde olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?

 

Sizin için basit bir puanlama sistemi icat ettik. Bazı kavramları açıklamak sistemdeki yerinizi belirlemenizde yardımcı olacaktır.

 

1.     Langırtta “yarışılamaz” olarak nitelendirilen hareket rakibin tepki veremeyeceği kadar hızlı hareket anlamına gelir. Bu sadece topun çok hızlı gitmesi olarak değil hareketinin tamamının hızının rakibin zamanında tepki vermesine imkan vermediği anlamına gelir.

2.     Langırtta “durdurulamaz” ya da “görülemez” olarak nitelendirilen hareketler diğer oyuncuların durduramayacağı hatta göremeyeceği hızda hareketleri tanımlar. Bunu gerçekten iyi bir oyuncuyu çok daha zayıf bir oyuncuya karşı oynarken görebilirsiniz. Bir masada sizin görebileceğinizden daha hızlı bir şey görürseniz büyük ihtimalle oradaki oyuncu sizi yenecektir. O oyuncunun sizden 5 ila 10 gömlek yukarıda olduğunu düşünebilirsiniz.

3.     Keskinlik/Tutarlılık: Topa vuruyorsunuz ve gol oluyor ama sizin planladığınız yere gitmiyor. Buna beceri değil şans denir. Keskinlik ve Tutarlılık elde edilebilir. 12 gömlek üzerindeki oyuncular çok keskin yani doğru bir şekilde şut çekebilir ve pas atabilirler ve 15 gömlek üstündeki oyuncular bunu son derece tutarlı (sürekli) bir şekilde gerçekleştirebilir.

4.     Puanlamamızda normal bir turnuva oyuncusu 9 gömlek olarak kabul edilmiştir. Sizin işyerinizde ya da okulunuzda kralsanız büyük ihtimalle 5 gömlek seviyesindesiniz. 9 gömleklik bir oyuncu 5 gömleklik bir oyuncuyu yener; 10 gömleklik bir oyuncu bunları ezer ve 15 gömleklik bir oyuncu ise altındaki parçalara ayırır ve sonraki kış için tuzlamalarını yapar.

.

Puan

Derece

Yorum

0

Hiç Oynamamış: 4 yaş altındaki çocuklar.  

2 gömlek

Ortalama insan 10 kere falan oynamış): Kek için yumurta çırpar gibi fırfır yapar ve topu sürekli kaçırır. Genel olarak iyi değildir.

3 gömlek

Daha iyi Oyuncu (25 kere oynamış): Biraz fırfır biraz dans. Çoğu zaman topa vurabilir.

5 gömlek

İyi oyuncu (50 kere oynamış): Pratik yapmayan iyi bir oyuncu. Zaman zaman şut çekebilir ve gol kurtarabilir.

7 gömlek

Tüm arkadaşları yenen Oyuncu (100 kere oynamış): Haftada bir kez oynar. Tutarlı ve güçlü bir şut öğrenmektedir. Pasta kontrolü yoktur; orta sahadan gönderir gitsin. Arkadaşlarını ve iş arkadaşlarını sürekli yener.

8 gömlek

Bildiği herkesi yenen Oyuncu (100lerce  oyun oynamış):İyi bir şutu vardır ve orta sahadan pas yapmayı öğrenmektedir. Barlarda her zaman yener. Bir turnuvaya katılmayı düşünmektedir ve para kazanabileceğini planlamaktadır. Bu yazıyı okuyan insanların yüzde 50si bu seviyede olabilir. Herkesi yenebileceğinizi düşünüyorsanız üzgünüz bir iki yıl turnuvalarda sizi dümdüz edecekler. Öyle oyuncular vardır  ki masada karşılarında 8 yaşında bir çocuk gibi olursunuz. Moralinizi bozmayın; biraz zaman verin kendinize ve öğrenin.

 

9 gömlek

Sportif oyuncu (Bir yıldan kısa bir süredir turnuva oyununa başlamış ): Bu profesyonel langırt turnuva oyuncusu seviyelerinin en altındaki oyuncudur. Turnuvalarda fazla kazanmaz ama yarışılamaz bir şut yada pas örneklerini ara sıra sergiler. Bu oyuncu normal oyuncuları darmadağın eder ama turnuva ustaları karşısında pek şansı yoktur.

10 gömlek

Turnuva Oyuncusu(1-2 yıldır oynamaktadır): Bu iyi bir oyuncudur. Para ve ödül kazanır. Profesyonel oyuncu denileblir. Güçlü bi şutu vardır ama keskinlik ile tutarlılık eksiklikleri yaşar. Bu oyuncunun en az bir yarışılamaz şutu ve belki de bir pası vardır. Daha fazla çalışmalıdır.

12 gömlek

Üst düzey Turnuva oyuncusu (3 yıldır oynuyor): Bu oyuncu yerel turnuvalarda ilk 5’e girer. İyi bir şutu, pası ve çok iyi bir savunması vardır (aslında onu ayakta tutan bu savunmadır). 5 gömleklik bir oyuncunun bu oyuncu karşısında şansı yoktur. 2 gömleklik bir oyuncu bir oyunda bu oyuncuya karşı bir gol atabilirse şanslıdır. Keskinlik vardır ve tutarlılık için biraz daha çalışmalıdır. Sık sık yarışılamaz ve görülemez hareketleri icra edebilir. Bu oyuncu o kadar kontrollü ve o kadar hızlıdır ki ortalama bir oyuncu bu oyuncunun oyununu çok basit bulacağından ne kadar iyi olduğunu idrak edemeyebilir.

15 gömlek

Çok İyi Turnuva Oyuncusu (5 yıl): Katıldığı tüm turnuvalarda ilk 10’a girer. Dünyanın en iyi oyuncuları hariç herkesin rakibi olabilir. Düşük seviyeli oyunculara karşı her 10 şutunun 9 unu ve her 10 pasının 7sini aktarır. Keskinlik ve Tutarlılık oradadır. Bu oyuncu atmak istediği yere atar ve bunu her seferinde yapar. Bu oyuncu göremeyeceğiniz hızda şutlar atar. Bu oyuncu inanılmaz görünen şeyleri üst üste yapabilir. Sizin gibi 8 gömleklik bir oyuncu bu oyuncu karşısında yok olur. Ama gene de bu oyuncu dünyanın en iyisi olmaktan uzaktır.  

Muhteşeme Süleyman  

En İyi İnsan Oyuncu (10 years): Oyunun zirvesindedir. Eğer oyunu seviyorsanız ya da oyuna tutkunsanız gelebileceğiniz en üst nokta budur. Bu noktanın üstüne çıkamazsınız. Günde 12 saat 10 yıl boyunca çalışsanız da bir kedi kadar hızlı ve bir tilki kadar kurnaz değilseniz bu seviye sizin için üst sınırdır. Bu oyuncuların yaptığı her şey görülemez ve durdurulamaz niteliktedir. Bu oyunculara karşı oynarken iyi bir mizah anlayışınız olsa iyi olur çünkü çok fena kaybedeceksiniz. Eğer gol atabilirseniz dünya şampiyonu olmuş gibi sevinin. Siz yenmeleri 3 dakika sürmeyecektir. Size karşı fantastik şutlar denemelerine şaşırmayın çünkü turnuva şutlarını kullanmaları gerçekten saçma olacaktır.

Oğuz Kağan    

Dünyadaki en iyi 1000 oyuncudan biri: Bu oyuncu bir langırt makinesidir. Herhangi bir şutu atabilir, herhangi bir yerden pas verir ve atacağınız tüm şutları bloke eder. Yürüyen herkesi yenebilir. Bu oyuncular masadaki tüm topları kontrol edebilirler, tüm şutları bloke ederler ve yıldırım kadar hızlı şut çekebilirler. Bu oyuncu ile parasına oynayacak kadar sarhoşsanız umuyoruz iyi bir işiniz vardır çünkü SÜREKLİ KAYBEDECEKSİNİZ.

Tanrı Dağından Gelen Oyuncular

Göksel Oyuncular (Zamanın başlangıcından önce oynayan adamlar): Bu oyuncular turnuvalarda binlerce Dolar kazanır. Bu oyuncular insan değildir. Ne kadar sarhoş olursanız olun bu oyuncuları yenemezsiniz. Yendiğinize dair halüsanasyon gördürecek bir uyuşturucu icat edilmemiştir. Bu oyuncular sizi (abartısız) bir dirsek ve bir kol ile yenebilirler.

Bir Hukukçunun Langırt Aforizmaları

Seyhan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Langırt Ana Bilim Dalı Uzmanlarımızdan biri olmakla aşağıdaki çıkarımlarını bizlerle paylaşmıştır.  

 

LANGIRT NEDİR?  

Langırt,kurnazlıktır,mekancı görmeden kaleye karton sokmaktır.
Langırt,inattır,yenilen pehlivan güreşe doymaz mantığıdır.
Langırt,estetiktir,beğendiği bir gol atan oyuncunun egosu daima tavan yapar.
Langırt,sosyalliktir,tanımadığınız biriyle 2dk içinde rakip olabilirsiniz.
Langırt,sabırdır,kaç gol yersen ye daima kazanmaya gayret etmektir.
Langırt,merdiven altıdır,kahvenin zemin katında 3 saat boyu havasız kalmaktır.
Langırt,hoşgörüdür,ortada kalan topu karşıya vermek için rakipler birbiriyle yarışır.
Langırt,farklıdır,çünkü yasaktır.
Langırt,artistliktir,rakip kolay gelince savunmacı ile forvetin birbirlerine gülerek yer değiştirmesidir.
Langırt,öğrenmeye açık olmaktır,ilk defa yılan vuruşunu görüp,boş zamanlarında bileğini yarmaktır.
Langırt,pollyannacılıktır,her mağlubiyette birdahaki galibiyeti düşünerek moral kazanmaktır.
Langırt,mutluluktur,arkadaşlarla oynanacak zamanı iple çekmektir.
Langırt,yüzsüzlüktür,12 de kapanacak ”mekanı 5 dk bitiyor” diyerek 2 saat oyalamaktır.
Langırt odur budur sevinçtir hüzündür mağlubiyettir galibiyettir,ancak ve ancak İNSANI İYİ HİSSETTİRİR.
Langırtlı Günler..

YÜKSEK EKOL BİR LANGIRTÇININ ANLATISI

 

BUMT’TAN LANGIRTA VE GEÇMİŞE DAİR

 

İlk langırt oynayalı 13 seneden fazla oldu. Langırttaki eşimi trafik kazasında kaybettiğimden beri oynamıyordum. Yaklaşık 4 bucuk sene ediyor. Çok uzun zaman. Hayatını langırta endekslemiş bir adam için cok cok coooooooooook uzun bir süre. Hayatımızdı ulan langırt. 

 Yazın oturdugumuz yerde langırt masası vardı. Ve millet sürekli oynardı, izlemezdim ama gelen seslerden iyi oynayan olup olmadıgını çözerdim. Bu işin p…….i olmuştuk biz. Ne yalan söyliyim kimse yokken bi’kaç kez dokunmak istedim ama beceremedim. Velhasılkelam bi’ akşam arkadaşın kuzeni  langırt oynamayı bilir misin dedi. Eh dedim fena değilim.  Öyle dedim, çünkü bu işin raconu böyleydi. Hiçbi’ zaman iyi oynamadık biz.
Oynasak bile iyi oynuyoruz demedik. 

Soranlara hep kolpaydık. Hep ender gelişen osasuna ataklarıydık. Çünkü biz langırta birahanede başlamıştık. Biz bilmezdik abicim tik tak vuruşunu, kepçeyi, yılanı. Bizim jargonda yoktu bunlar. Kaydırmak vardı, pike cektirmek vardı, elips vardı, duvarlı şut vardı.   
Parasına oynardık sürekli. Cüzdanı ve telefonumu bırakıp sokakta yattığım günleri biliyorum. Hatta eşim solumda yatardı Neden mi ? Çünkü o defanstı abi. Solumda olmalıydı. Lisedeyken otobüste solumda otururdu çünkü o defanstı, ben ise forvet. Solumda yürürdü sürekli,  o defanstı diyorum ya. Gerçi bizim için defans ya da forvetin önemi yoktu. Oynarken sürekli değişirdik. Ama ciddi maçlarda ben hep forvet oynardım. Langırt hayattır diyorum ya. Türk İnsanı statükosuydu bizimki. İlk oynadıgımda forvettim, ondan sonra hep forvete geçtim. Halbuki defansta hep daha iyi oldugumu düşünürdüm. Ama Türk insanıyız en nihayetinde, değişime gelemeyiz. LAngırt hayat ulan hayat.

Mesela ben hayatımda temiz masada hiç langırt oynamadım. Masada  ya çekirdek çöpü vardı, ya da dökülmüş bira izi. Yapış yapış. Ona göre strateji belirlerdik. Sıkıntı yapmazdık hiçbir zaman, bahane çıkarmak bizde i…….i. Ağlamaktı. Adamların ucuna lastik takardık (hortumdan). Bazı masalar akardı ve pasın şiddetini ayarlamamız icab ederdi. Hey gidi hey… Langırt hayattı diyorum ya. Reina ya da Sortie’ye gitmeyi hiç istemedim bu yüzden. Hiç özenmedim oralara gidenlere. Salaş yerler hep tercihim olmuştu. Oralar hep daha keyifliydi. Çünkü hayatta en değer verdiğim olayı b.k gibi masalarda oynuyordum. Ama çok egleniyordum. Oralara gitmek duruşumuza yakışır mıydı ?

Millet eldiven takardı, elleri kaymasın diye. Bizim ellerde hep iz vardı. Nasır cıkardı bazı zamanlar. Emekçiydik çünkü biz.  İlerleyen yıllarda ise siyasi görüşümüz o yönde gelişti. Langırt hayattı abiler.

Galatasaraylıydık. Kapalı cocuguyduk. Deplasmanlara gittiğimizde, millet şehri dolaşırken biz etrafta langırt oynayacak yer arardık. 2 sevdamızı birleştirirdik bi’ nevi. Uefa kupasını aldıgımız sene langırt pankartı yaptırmıştık. Kalede Tafo, forvette Hakan Şükür. Top Hagi’yle başlardı her zaman. Oyunu o şekillendirirdi. Biz langırtı futbol gibi oynardık.

 Esasta o gün de oynamayacaktım. Ama çocuklardan biri cok fena ele veririm dedi. Langırt jargonunda böyle bi’ kelime yoktu abiler. Ele vermek olmazdı. Biz büyüklerimizden böyle görmedik. Denmezdi. Yakışmazdı. Langırt bizde delikanlılık, aynı zamanda da rakibe saygıydı. Yeri geldi hapçısıyla da oynadık, manyagıyla da. Ama hep saygı duyduk be abi. Onlarda bize duydular. 

Ulan dedim  o kadar sene geçti oynıyim şunu be. Özlemiştim o gol sesini. Aynı zamanda yediremedim de elime verilmesini. Masaya geçtim. Kolu ilk tuttugumda birazcık okşadım. Sanki ilk cinsel tecrübemi yaşıyordum. Öyle bi’ heyecan vardı içimde. Elemanlar güldü, hatta yapılan espriyi az cok tahmin etmişsinizdir. O sırada benim gözüme birşey kaçtı, kaçtı diyorum çünkü gözlerim doldu. Babam vefat ettiğinde bile aglamamıştım. Ama o k……..n langırt masası
bana neler hatırlattı neler. Gerçi Uefa’yı aldıgımızda gözler yine dolmuştu ama o sevinç gözyaşıydı be abi.
Neyse maç başladı , defanstaki cocuk topa vurdu ve forvette benim ayagımda kaldı top.
Cocuk bana dediki, abi kaldır ben şut cekerken adamları. Güldüm. Ulan sıgır, siz yokken biz dışarı cıkan topları tutardık dedim içimden. 6 atak oldu 6 sınıda gol attım ama, cocuklar oynamayı pek bilmiyordu. Artistlik yapmıyorum abiler. Adamlar oynamayı bilmiyordu. :)Zaten unutmuşum oyunu. Antreman lazım. Sıkı bi’ antreman.Sadece kaydırabiliyorlardı, o kadar. Sizler yılan vuruşu diyorsunuz sanırım.  Langırt hayattır diyorum ya, öyle zıplamıcaksın bu oyunda. Adamın k……n k.n alırlar. Biz de zıpladık zamanında ama oturtuverdiler anında. He ondan sonra dedikki langırt hayattır, hayat.

Hey gidi hey bana Tango, eşime de Cash lakabını takmışlardı. Ona keş demişlerdi çünkü oynarken sürekli bira içerdi. Trafik  kazası haberini aldıgımda, ulan dedim şov yapim derken yine kendi kalene gol attın.
Kendi kalesine 1 kere gol atmıştı, o maçı da almıştık gerçi. 2 saat 45 dakika sürmüştü ilk set. 2 fark olana kadar oynardık biz. Allah’ı var forvetlerindeki cocuk cok iyi pres yapıyordu. Bi’kaç gündür langırt videoları izliyorumda o cocuk kadar defansı iyi olan birisini daha görmedim. Forvetle şut cekerken orta sahada aynı hızla oynardı. Hep aynı geometri. Gerçekten iyiydi. Ve bizimkisi de sinirleniyordu bu duruma. Yenilgiye pek tahammülü yoktu. Çok iyi ters falso verirdi topa,   kalecinin ordan elips çizip  orta sahaya gelirdi top. İlk gören adam mümkün değil tutamazdı onu. Anlayana kadar sallamış olurduk golü. Defansta forvette şaşırırdı. Dedim ya biz sokak langırtcısıydık, işin i………….k afedersiniz. Sarı toplar vardı, hani lastik olanlar. Onun altı çizik ise topa yan çizdirebilirdin. O zaman top yamuk giderdi. Defanstan gol atmak için birebirdi. Biz böyle oynardık oyunu. Biz sokaklarda öğrendik. Mesela bizim keş topa vurmaya çalışır, top gitmezdi. Numaraydı abiler o.  Langırt oynuyorsunuz hepiniz, iyi de oynuyorsunuz maşallah. :)O sesi tahayyül edebilirsiniz. Gümmmmm! yapardı. Bilmiyorum hiç langırttaki adamın kırıldıgına tanık oldunuz mu ?  Biliyorsanız adamın kırıldıgı vuruşu düşünün. Karşımızdaki ise bizimkinin. saçmaladıgını zannederdi. Kandırıyorduk olum biz sizi. O esnada tuzaga düşerdi zaten :)Ama bu sefer elips cizdiremedi, golü yedik :)
Golü yedik + seti kaybettik ama maçı aldık. Yaklaşık 200 lira vardı ortada. Maçtan sonra ulan dedim i..e hep bu kadar şanslı olmayızOlmadıkta zaten , olmadı, olamadı. Bizimki en son kendi kalesine attıgı golde seti değil, hayata karşı olan maçı da verdi.

Açıkça söylemek gerekirse, onlar haketmişti macı. Bilmiyorum neden öyle oldu da bi’ şekilde basiretimiz baglanmıştı. Parayı almadık. Yakışmazdı abiler o parayı almak, haketmedik çünkü. Langırt spor değildiki bizim için, kültür-alt kültürdü. İckimizi ısmarlayın yeter dedik. Sabaha kadar içtik beraber. Sonraları hiç beraber oynayamadık ama bayramlarda, yeni yılda hep aradılar bizde aradık. Bizim keşin cenazesine geldi abi adamlar. 
Langırt adamlıktır olum. Langırt budur işte.

 

Not: Bumt yazarın forumlarda kullandığı takma ismidir.  

LANGIRT NEDEN AYRIKLARIN OYUNUDUR?

 

LANGIRT NEDEN AYRIKLARIN SPORU

 

Uzun süredir langırtın isyan, sıradan olmayan ya da daha kapsar bir tanımlama ile genelin dışında kalanların bir faaliyeti olarak algılandığını hissediyoruz. Bu algılama bizlere; oyunun mucidinin hayat görüşü, oyunu oynayan ve bilhassa ciddiye alan kişilerin garip görülebilecek durum ve alışkanlıkları, Abdullah’ın gönderdiği müzik klibi ya da benim geçen sene sözlerini çevirdiğim rok şarkısının asi tavrı gibi mesajlarla açık ve net bir şekilde verilmektedir.

 

İlk olarak mucide bakalım. Her ne kadar bir oyunun mucidinin kişilik özellikleri ve dünya görüşü icat ettiği oyunun tüm geleceğini belirlemese de Fisterra gibi son derece ayrık bir kişilik için durum biraz istisnai olabilir. Fisterra oyunu icat ettiğinde İspanyol İç Savaşı Falanjistlerin (yani İspanyol aşırı milliyetçilerinin) hakimiyeti ile sona eriyordu. Fisterra ise bu siyasi akımın tam zıddında bulunan Cumhuriyetçi ve Komünist kanadın sembollerinden biriydi. Kendisi şair, editör ve büyük ihtimalle Madrid sokaklarındaki çatışmalara katılmış bir insandı. Falanjistler İspanya’nın hakimiyetini ele geçirdikten sonra zaten Avrupa’nın, hatta dünyanın, tamamı da 10 sene içinde İkinci Dünya Savaşına sürükleniyor ve 1945’de sona erecek olan bu dönem toplamda 57 milyon insanın ölümü ile sonuçlanıyordu. Yani, Fisterra’nın bu gelişmelerin tam karşısında duran kişiliği ve iç savaşı kaybeden Cumhuriyetçi ve Komünist grupların Falanjist iktidar boyunca yürüttükleri pasif kabullenmeyiş tavrı bir anlamda Fisterra’nın efsanleşmesi için gerekli zemini hazırlamıştır. Fisterra’nın savaşta yaralanan çocuklar için bulduğu bu oyun da, kendisinin şiirlerinden çok daha güzel olduğu için, daha doğum anında “galiptir bu yolda mağlup” tavırlı insanların Fisterra’nın kişiliğinde sembolleştirdiği bir oyun olarak tanımlanmıştır. İspanyolca konuşan Dünya (İberik Yarım Adası ve Latin Amerika) bir devrimler ve karşı devrimler tarihi olarak tanımlanabileceğinden, bu son derece hareketli siyasi algı alanında Fisterra gibi siyasi bir kişiliğin icat ettiği eğlenceli bir oyunun, önceleri Franco (Falanjistlerin Lideri) ve daha sonra da sıklıkla Amerikan müdahalelerine karşı çıkan sol görüşlü ya da burjuva yaşamını siyasi bir tavrı olmadan reddeden bireylerin cirit attığı bu Hispanik dünyada, karşıtlığın sembollerinden biri olarak sevilmesi olağandır. Fisterra’nın 2007’de sona eren yaşamı boyunca aktif siyasi tavrını koruduğu ve zaman zaman sansasyonel bazı çıkışlarla gündemde kalmasını da bu etkiye katabiliriz.

 

İkinci temaya geldiğimizde langırt oyuncularının garipliğinden bahsetmemiz gerekecektir. Aslında bu makalenin tüm kilidi bu paragraf olarak algılanabilir çünkü Fisterra’nın siyasi kişiliğinin etkileri mevcuttur ama her halükarda, en azından uzunca bir süre, coğrafya ile sınırlıdır. Demek istediğim, Prof. Dr. Erol Tez ya da İlker Adıgüzel (sırası ile biri çok başarılı bir elektronik bilimcisi diğer ise başarılı bir doktor namzetidir) Fisterra’nın bu oyunu icat ettiğini bilmeden de oyunu oynamaktadırlar. Peki bu insanların garip olduğunu mu nereden çıkarıyoruz? Garip kavramını burada toplumun bakış açısı anlamında kullanıyorum. Yani, bir elektronik profesörünün ya da bir doktorun bir başka bir oyunun bir taklidi olarak görülen bir oyuna bu denli bağlanması topluma garip gelmektedir. Tam bu noktada analizimizin en can alıcı cümlesini sarf etmiş bulunuyorum. Tüm dünyanın en çok sevilen ve oynanan oyununun taklidi ya da türevi olması langırtın zihinlerde, bilinçaltı mekanizmaları ile, hafife alınmasını sağlamıştır. Gerçeği orada iken burada işte çok daha basiti. Bu temel kolektif zihinsel algıyı sizlere kanıtlamak için size çok basit bir ama reddedemeyeceğiniz bir kanıt sunuyorum: İnternette kısa bir araştırma yaparsanız hatta biraz zihinlerinizi zorlarsanız Türkiye Futbol Ligi’ni eleştirmek için birçok yazarın “langırt ligine döndü” ya da “langırt maçı oynar gibi oynadı” gibisinden açıklamalar yaptığını görürsünüz. Bir olgunun gerçeği orada dururken taklidi ya da onun basitleştirilmişi mutlaka bu türden küçük görmelerle karşılaşmak durumundadır. İşte çözümün kilidini artık elimizde tutuyoruz: Kitlenin bu küçümser bakışından (diğer oyunlarda da göze çarpabilecek olan bu durum futbolun dünyadaki en popüler spor olması sebebi ile langırt vakasında etkinliğini artırmış yani çok daha göze çarpar olmuştur. Şöyle düşünün: herkesin üzerine yorum yapabildiği bir sporun çok basitleştirilmiş bir halini oynuyorsunuz) hüküm giymiş langırtçılar, fakat, toplumsal değerlendirmede gayet yüksek statülere sahip (üniversite öğrencileri, mühendisler, doktorlar ya da genel olarak kendi tecrübelerime dayanarak söylüyorum “bir mesleki statüsü olmasa dahi zeki insanlar”) kişiler olarak karşımıza çıkıyorlar. İşte toplumun garip olarak nitelendirebileceği net bir durum. Toplum şöyle bakmaktadır: “Langırt garip insanların oyunudur çünkü langırt futbolun taklidi olmakla önemsiz bir oyundur ama gayet zeki insanlar tarafından oynanmaktadır. O halde langırtçılar gariptir. Biraz daha geniş düşündüğümüzde toplumların bu antik Yunan (Aristocu mantık) kokan algılamasını aslında sadece langırt için değil birçok olgu ya da kavram için bu yanlış anlaşılan usavurma yöntemi altında yürüttüğünü görebilirsiniz. Ama bunu burada bırakalım.

 

Toplumun (şu ana kadar gayet kibar giden anlatımımı bozmaktan büyük bir keyif alıyorum) ahmaklığına bir diyeceğimiz yok, bu genelde böyle olmuştur ama peki toplumun benim ahmaklık olarak tanımladığım ve aslında göremediği olay nedir? Yani langırtçılar gerçekten garip midir yoksa toplumun garip gördüğü aslında normal midir? Birinci önermenin yanlışlığı üstteki açıklamalardan iki yönlü olarak koklanabilir (oynayan insanları zeki insanlar olması ve kitlelerin genelleme yaparkenki yeteneksizliği) ama daha sağlam bir kanıt sunmam ve bu yazıyı sonuçlandırmak için aşmam gereken son cephe langırtın basit bir taklit olmadığının kanıtlanması olacaktır. Burada da gene “basit olsaydı bu adamlar oynar mıydı?” kolaycılığına kaçmamak gerekecektir (ki aslında gayet güçlü bir kanıt sayılabilir). İnsanların bilmeden ya da analiz etmeden doğrudan “taklittir” demelerinin yanlış olduğunu kanıtlamak için daha önce yazdığım bir paragrafı buraya alıntılıyorum:

 

“Langırt son insan oyunudur. PS ve bilgisayar oyunlarının eğlence anlamında ortalığı kapladığı şu günlerde fiziksel efor ile beyinsel eforun bir arada kullanıldığı ve elektronik oyunların cazibesine karşı çıkabilecek tek “salon” oyunudur. Langırt insan ve makinenin bütünleşmesidir; diyebilirim ki savaş jetleri ve formula 1 otoları bir yana bırakılırsa langırt insanın makineyi bir uzvu gibi kullandığı ve zihninin tüm düşünce akışını belirli bir fiziksel efor karşılığında makinede somutlaştırdığı bir oyundur. Makine olgusu langırtın karmaşıklığını ve zorluk derecesini artırırken zihinsel sinyallerin makinede çok çabuk somutlaşması ve makinenin beynin bir uzantısı haline getirilmesi çabası oyunun çekiciliğini artırmaktadır. Yani langırtta aslında çarpışan bebekler değil rakiplerin beyinleri ve fiziksel yeterlikleridir. Buradan hareketle, langırt zihinsel ve fiziksel bir çarpışmanın makine aracılığı ile vücut bulduğu tek oyundur da diyebiliriz. Langırt bilgisayar versiyonunun asla gerçeği kadar popüler olamayacağı tek oyundur. Bire bir zihinsel çatışmanın fiziksel uygulama ile makineye yansıması langırtta yenmek duygusunu ve isteğini doruğa çıkarır çünkü aslında olup biten yüz yüze bir satranç+atletizm karşılaşması sentezidir. Langırt çocukların, sakatların, yaşlıların, bayanların ve hatta bir iki rapora göre belli bir sınıra dek zihinsel engelli insanların oynayabileceği bir fiziksel spor olması dolayısı ile dünyanın en genel oyunudur. Langırt, zihinsel kanadı altında, poker ile benzerlik gösteren bir oyundur. Aldatmaca önemlidir, konsantrasyon önemlidir ama soğukkanlılığın korunması daha da önemlidir.”

 

Aslında düşününce langırtın basit bir oyun olmadığını kanıtlamanın en kötü yolunu yani öznel tasımlamalarımı sunduğumu görüyorum. Teknik ve basit kanıtlamalarla (örneğin matematik dizileri ile langırtın modellenmesi) langırtın yüksek derecede zihinsel çaba isteyen bir oyun olduğu sanıyorum gösterilebilir. Ya da aklın apaçıklığı (a priori) ilkesinden de faydalanırak oyunun hızlı geometrik analizler gerektirdiği ileri sürülebilir ki hızlı geometrik analiz yapabilmek apaçık bir şekilde üst düzey zihinsel yetiler gerektirir.

 

Ama biz konumuzdan uzaklaşmayalım ve yazımızı da fazla uzatmayalım. Yukarıdaki analiz göstermektedir ki oyun toplum tarafından hem mucidinin özelliği hem de, esasen, toplumsal değerlendirme altında küçük görülmesine rağmen yüksek statülü ve zihinli insanlar tarafından oynanması sebebi ile, gariptir. Son bir zihinsel pırıltı göstererek demeliyiz ki “bu türden” garip insanlar genelin göremediği ve küçük gördüğündeki derinliği gördüklerinde toplumun yargılarına boyun eğmek yerine insanlık tarihi boyunca, tam tersine, önemsemeyen ya da anlaşılmayana olguların üzerine giderek toplumun gözündeki garipliklerini iyice artırmışlardır. Tarihin sayfalarına indiğinizde bunun (iki örnek vereyim) Hezarfen Ahmet Çelebi için de Baudelaire için de böyle olduğunu görürsünüz. Bu durumda başkasının göremediği derinliği gören garip ya da ayrık, genelin bönlüğüne boşverecek ve bu süreçte de genelin gözündeki garipliğini artıracaktır. İşte bu analiz bizi langırtın neden ayrık insanların oyunu olduğu sonucuna götürür. Bu noktada çağımızda (ki langırt da son 50 yılın oyunu olmakla çağdaş bir oyundur) kavramların nasıl iç içe geçtiğini ve insan tavırlarının nasıl çeşitlendiğini aklımıza getirmeliyiz.

O halde langırtçılar garip olmak zorundadır ve toplum bunu bilse de bilmese de kendisini ilerleten toplumun bu hızlı düşünen ama biraz ayrık davranabilen, langırtçılar dahil, garip kesimleridir. Bu langırtçılara verilmiş bir hediyedir; anlaşılmayanı anlayabilme yeteneği o halde bizleri kısmen de olsa avangard birer şair haline getirmektedir ve bizler bu türün temsilcileri olarak oyunun ayrıkların oyunu olduğunu neşe ile kabul ediyoruz ve manifestomuzu açıklıyoruz: langırtçıysan garipsindir ve garipsen ileridesindir, ilerideysen de dünyayı daha net, bilimsel ama gerektiğinde de isyankar görebiliyorsun demektir. Zaten (iç içe geçmeli bir kanıt olarak) oyun bu özellikleri olmayanları kabul etmez ve iyi langırtçı olmalarına izin vermez.

Son Notlar:

  1. Toplum biraz eşektir çünkü İlker Adıgüzel’e muayene olup iyileşirken ona şükreder ama aynı doktor langırt hastası olduğu için onu garip sanar. Bu sevimli eşek ne olursa olsun bizlerin evi olduğundan ona kızmamalı aksine onu da kendi seviyemize çekmek için elimizden geleni yapmalıyız.

  2. Türkiye’deki langırt yasağının hiçbir felsefi açıklama gerektirmeyen etkileri üzerinde durmadık ve daha evrensel takıldık. Ama tabi ki Türkiye’de algılanan gariplik üzerinde yapay ve belli bir tarihten sonra etki ile da olsa bu yasağın sonuçları vardır.

  3. Langırtın dünya üzerinde resmileşmesi ve kurusallaşması konuları üzerinde de durulmamıştır çünkü biz halen genel olarak küremizde varolan genel algıyı araştırdık. ITSF’nin merkezi Nantes’de dahi bizim satırlarımızın geçerliliğini koruduğunu hissediyoruz.

  4. Tüm eleştri ve eklemelere açık bir yazıdır.

Saygılarımla

Ters Kepçe

İZMİR GRAND KAFE ÇİFTLER AÇIK TURNUVASI SONUÇLANDI

 

Salter tarafından düzenlenen son turnuva son derece çekişmeli geçti. Bu turnuvadaki gözlemlerimden hareketle sizlere belli konular üzerinde yoğunlaşan tek bir yazı ile ulaşmak istedim.

1.
Volkan-Murat ikilisine karşı Hakan-Göker ikilisinin maçına dönmek istiyorum ilk olarak. Maç başlar başlamaz forvet Göker’in düz kepçesini gördük ya da görmeye çalıştık demeli belki de. Bu düz kepçe ne internet video kanallarında görülebilir ne de dünyanın başka bir yerinde sanmıyorum icra edilebilir. Ha İzmir’de Göker olsun, Erhan olsun, Ceks forveti İsmail olsun bizimkiler atar bu şutu. Nedir bu şut ve neden bu kadar önemsiyorum konuyu?

Bizimkilerin attığı şut feykli ya da yalancı düz kepçe dediğimiz vuruş. Yani top düz kepçelendikten sonra sola ya da sağa doğru düz kepçenin devamı getirilecekmiş götürülüyor fakat sonra aynı hızla geri çekilip vuruşun başladığı yerden kaleye roketleniyor. Çok zor ve fazladan da fazla ustalık isteyen bir şut. Kaleciyi mutlaka yanılttığı gibi çok da hızl. Ve bravo bu vuruşu uygulayan forvetlerimize. Ta ki… Düz kepçenin bu kadar zor bir türevini yapan forvetlerimiz nedense asla normal düz kepçe atmıyorlar. Yani vuruşa başlayıp kenarlardaki açıklıklara asla şut çekmiyorlar. Bir süre sonra akıllı bir kaleci forvetin mutlaka feykli vuruş yaptığını görüp yerinden kıpırdamıyor ve bu muazzam yalancı düz kepçe’yi kurtarmaya başlıyor. Tam bu noktada forvetin yapması gereken artık kaleci gene feyk beklediği için düz kepçeyi boş bırakılan köşelerden birine göndermektir. Böylece kaleci bir sonraki şutun yalancı düz kepçe ile ortaya mı yoksa normal düz kepçe ile köşelerden birine mi geleceğini düşünmek zorunda kalacaktır. İşte bu noktada feyk işe yarayacaktır.

İşin özeti: Düz kepçeci forvetler bu yalancı vuruşu kullanabiliyorlarsa köşelere normal vuruşu haydi haydi icra edebilirler. Düz kepçenin istenilen sonuçları alması buna bağlıdır. Unutmayın ki sürekli yapılan feyk feyk değildir. Ve gene unutulmamalıdır ki bir vuruşun etkinliği kaleciyi ne ölçüde karmaşaya ittiğine bağlıdır.

Bu konu ile ilgili son bir sözüm daha var. Düz kepçe muazzam bir vuruş; yüksek kontrol, açılandırma olanakları, hız ve yukarıda anlatılan feyk gibi bir dolu avantajı var. Bu vuruşu birileri kullanmalı diye düşünüyorum ve vuruşun bilhassa topu gezdirme hareketinde ustalaşıldığında dünya şampiyonluğu getirecek kalitede bir vuruş olduğunu seziyorum.

 

 

2.
Önce bir iki iyi haber vereyim. Kalecilerimiz ve forvetlerimizin her türden şutları, top çıkışları, top yakalama yetenekleri görüyorum ki dünya ortalamasının üzerine çıktı. Bunu abartmıyorum, gerçekten de tanıdığım oyuncular dünyanın tüm kalecilerine rahatlıkla gol atabilecek evsaftalar ve tüm kalecilerimiz panter. Yalnız korkunç bir sorunumuz var: Orta sahadan forvete PAS ATAMIYORUZ.

İzlediğim uluslararası turnuvalarda forvetlerin ortalama 5 pastan 3ünü başarı ile aktardıklarını görüyorum. Sizler de görüyorsunuzdur. Bunun anlamı nedir?

Herhangi bir maç boyunca orta sahanıza yaklaşık 5 serseri top gelmektedir. Ayrıca maç boyunca 4 gol yediğinizi düşünürseniz 4 tane de başlama topu da orta sahanızda olacaktır. Yani 9 top. Yani videolarda gördüğüm orana vurursanız 5 ya da 6 başarılı pas sonucunda forvet hattınız 5 ya da 6 şut çekecektir. Şimdi diğer oranların (yani maç içinde forvete gelen serseri toplar, kaleci hataları ile forvete gelen toplar, kalecinizden forvete aktarılan toplar vb.) aynı olduğunu düşünürseniz bu 5 ya da 6 atak benim videolarda izlediğim yabancı takımlar eliyle kullanılacaktır. Soru şu: Biz 9 orta saha topunun kaçını forvetimize başarılı bir şekilde aktarabiliyoruz?

Bu oran yakalanmadan yurt dışında maç kazanabilmemiz imkansızdır. Gene iyi haber şu: bu oranı yakalar yakalamaz yurt dışında yenemeyeceğimiz takım yoktur. Fakat kötü haberi tekrarlayım: bu oranı yakalamadan yurt dışında yenebileceğimiz bir turnuva takımı yoktur.

Bu oranı yakalamadan işimiz kalecilerin atacağı gollere, karşıdaki kalecinin hata yapmasını (ki yurt dışı turnuvalarda avcunuzu yalarsınız) beklemeye, orta sahadan atacağınız gollere (ki gene avuç yalanır) ve daha bir dolu inşallah ile maşallaha kalacaktır.

3.
Bu turnuvada kullanılan 5 gol uygulamasını son derece başarılı buldum. Bence oyunu gereken dinamizmi veriyor. Böyle devam edelim derim. Turnuva organizasyonundaki sayısız eksikliklere rağmen Salter’e nihayet gece maçlarının ışık desteği altında oynandığı bu turnuva için teşekkür ediyorum. Eksikliklerden ders almamız gerektiğini ekliyorum.

4.
Çeşitli Turnuva Notları:

Volkan’ın tik tak vuruşları ile yarışan Ceks defans hattı yarışmanın faydalı bir şey olmadığını gördü. Ama son vuruş tam bir aldatmaca idi; gene yarışa hazır olan kaleciye hiç beklemediği yumuşaklıkta bir şut gönderen Volkan oyun zekasını ve langırtın hız kadar aldatmacaya da dayandığını gösterdi.

Ceks forveti İsmail düz kepçe gibi bir silahı olmasına rağmen onu kullanmadı. Gene ilk maddeye dönersek İsmail’in düz kepçeyi derinlikli olarak kullanması onu durdurulamaz bir forvet yapacaktır. Ceks takımının zor anlarda kaleden maçı kurtarma yada maça ortak olabilme gibi bir yeteneği var (bilhassa Egemen kalede iken) ve bunu mutlaka yapıyorlar. Çok büyülü bir şey ama bunu sürekli yapıyorlar. Çözemiyorum.

Mustafa- Utku takımı son derece iyiydi. Forvet Mustafa’nın yapması gereken iki şey var:   korkunç hızını pas için yılmadan kullanmak ve forvette bir vuruş belirleyip o vuruşu derinlikli olarak (çeşitli şekillerde ve feyklerle) uygulamak. Çok çeşitli vuruşları kullanan Mustafa bir turnuva oyununda herhangi bir vuruş gol olmayınca hemen başka bir vuruşu deniyor. Bu da psikolojik olarak onu şu düşüncelerle dolu bir mecraya itekliyor: “gol atamıyorum başka bir şey denemeliyim.” Halbuki kaçan tek bir gol, ama bir vuruşu ana vuruş olarak kabul etmemişseniz kaçırdığınız tek bir gol bile acaba diğer başka bir vuruşla gol atabilir miyim düşüncesini ortaya çıkarıyor ve o zaman bir gol atamıyorum paniği hiç gereksiz bir şekilde sizi ele geçiriyor. Bu sözlerimi biraz derinlemesine düşününce doğru olduğunu anlayacaksınız.

Tek şutu kullananlar ise biliyorlar ki bundan başka silahları yok ve ne yapacaklarsa bununla yapmak zorundalar. Bu da onları bu olmadı şunu deneyeyim paniğinden uzak tutuyor. Mustafa’ya sorun olan kanımca işte bu panik: bu olmadı ötekini deneyeyim derken kaybedilen konsantrasyon ve güven.

İşin ilginç yanı, aslında, Mustafa her şutu aynı hız ve ustalıkla yapıyor. Biraz önce bahsettiğim panik maç içinde ona sorun oluyor ve tüm şutları yavaş yavaş soluyorlar. Yapması gereken ya tek bir şutu derinlikli olarak kullanmak ya da kullandığı tüm şutları hangisinin girip hangisinin girmediğine takılmadan sıra ile ya da karışık olarak kullanmak.

Orçin Çınbarcı’yı fantastik oyunu sebebi ile kutluyorum. Bilhassa orta sahadaki pas çabası ve elastikiyeti dikkate değer. Ayrıca forvet hattında da son derece estetik hareketler yapıyor. Orçin’e paslarına devam etmesini tavsiye ediyorum. Ayrıca forvetteki tik tak serisi sırasında şutlarını hep ortadan değil de, gene orta bebekle, ama farklı noktalardan da çekebilirse durdurulamaz olacaktır. Bundan ayrı, bu adamı izlemek bir zevk bence. Tüm oyunlarda olmasını bir langırt izleyicisi olarak istiyorum.

Müfreze yol alıyor ama mutlaka orta sahada pasa dönmeleri gerek. CBÜ Aslanları kaybettiği her turnuva ile güçleniyor, çok yakında final oynayan takımlar arasına girecekler. Onlara gereken sanıyorum Çekiç vuruşunu derinleştirebilmek. Bunun için Salter ile (her ne kadar turnuvada Salter’in takımını eledilerse de) görüşebilirler.

Son olarak, Yaylacık (Buca) takımını aramızda görmek bizi çokça memnun etti. Salter’in de organizatör sıfatı ile bu beklenmedik takıma centilmenlik ödülünü yönlendirmesi son derece yerinde bir jestti.

Başka turnuvalarda görüşmek üzere.

Doktorlar Langırta El Koyuyor


Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (Balçova/İzmir) TIP-VAK kantinde bir langırt ekolü oluşmuş, emekleme çağını aşmış ve artık diğer ekollere tehdit oluşturma aşamasına gelmiş durumda.

İki gün önce Tıp Fakültesi öğrencisi ve baş langırtçısı Salter’den aldığım çağrıya uyarak ziyaret ettiğim tıpçıların kantininde gün boyunca bir dolu zevkli oyun oynadık. Gayet iyiler ve Hipokrat azmi ile oyunun kralları olmaya yeminliler.

Kantinleri derslerinin ağırlığı sebebi ile aniden dolup aniden boşalan bir yapıya sahip. Resim boş anlardan birinde çekildi; yani bu sizi kandırmasın. Tek masaları var ve belli zamanlarda doktorlar uzun langırt sıraları oluşturuyorlar.

Durum şu ki son derece istekli ve ağır derslerinin stresini atmada langırtın ne denli zekice bir çözüm olduğunu anlamış gözüken geleceğin doktorları bu oyunda önümüzdeki sezonda tüm üniversite ekollerinin önde gelen rakipleri olacaklar.

Masaları güzel ama biraz bakım istiyor; bunun haricinde her şey güzel.

Son Not: Kantine dışarıdan BP benzin istasyonunun içinde sorunsuzca girilebiliyor. Tüm langırtçılara gidip tıpçı arkadaşları ziyaret etmelerini tavsiye ediyoruz.

 

Burak’ın altın kuralı

Sakın aman ha oyunu kazanmayı veya kaybetmeyi ciddiye alayım demeyin. Bu sizi kilitler, beyniniz uyuşur durma noktasına gelir, kaslarınız sertleşir, hareket etmez olur. Adeta el freni çekilmiş arabanın son gaz gitmeye çalışması gibi bir şey olur. Gol atamaz, defans yapamaz hale gelirsiniz. Eğer yediğiniz bir golü veya kaçırdığınız bir pozisyonu ciddiye alırsanız bir sonraki pozisyonda, hiçbir şey çalışmamış bir öğrencinin sözlü sınava kaldırılmış, yapayalnız haline dönersiniz. Her tarafınızı ateşler basar. Bütün pozisyonlar üst üste ağır bir yük olarak gelmeye başlar. Beyniniz iki salise içinde yanıp büzülen pamuk misali küçücük oluverir.

Ne mi yapmak lazım? Boş vermeyi bilmek lazım, ama tabii ki mücadeleden vazgeçmeden, durup farkına varmak lazım ne halde olduğunuzun. Oyun esnasında kendinizin farkına varabilmek kontrol demektir, rahatlık demektir, düşünce demektir, topun sizi tavlamasına izin vermemek demektir. İşte bu noktada altın kural boş vermektir fikrimce. Asıl önemli olanın iyi mücadele olduğuna inanmaktır, kazanmak yada kaybetmek değil.

İşte böyle arkadaşlar, boş vermek lazım. Oyunu ciddiye almak kaybetmekten daha büyük sorunlara yol açabilir. Unutmayın önemli olan mücadeledir, birlikteliktir. İyi mücadele ettik diyebilmek, kazanmaktır.

Kalın sağlıcakla.