E. Ü. Langirt Ekolü

İzmir’de ve Türkiye genelinde birçok üniversitede langırt oynandığı bir gerçektir. Hatta denilebilir ki yeni nesil langırtçıların büyük bir çoğunluğu üniversite kökenlidir (Tabi ki üniversite öncesinde de belli bir langırt merakları ve pratikleri olmakla beraber bu işi ciddiye alanların ciddiye almaya başladığı zaman/mekan/uzam olarak konuşuyorum üniversiteden). Demem o ki birçok üniversite kantininde birçok üniversite oyuncusu ile oynamışlığım vardır.

İşte tüm bu üniversiteler içinde (kendi üniversitem Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Kampüsü [Buca] da dahil) görüp görebileceğim en sıkı oyunları ve oyuncuları itiraf ederim ki Ege Üniversitesi’nde (İzmir/Bornova) gördüm. O yüzden bunu bir ekol olarak kabul ediyorum ve bu ekolden burada bahsetmek gerekliliğini hissediyorum. Ege Üniversitesi Ekolü.

Bu ekolü oluşturan bir dizi faktör olduğu kanısındayım. Bunları size sıralamak isterim.

1. Masalar.

Ege Üniversitesi’ndeki tüm masalar aynıdır. Tüm masaların aynı olması oyuncuların kampüsün herhangi bir kantininde oyunu oynayabilmelerini sağlamıştır ki bu yeklik de bir ekolün oluşması için son derece önemli olmuştur.

Bornova’da üretilen ( üreticisi Langırt Ticaret, Tel: 0232 374 01 13 ) bu masalar uzun yıllar süren langırt deneyimim boyunca karşılaştığım en harikulade makineler. Bir defa geniş ve uzun bir oyun alanları var. İkinci olarak yere son derece sağlam basıyorlar. Rotlar gayet sağlam ve karşıdan çıkmalı olduğu için ideal hızlara ve eylemlere elveriyorlar. Zeminleri ne kaygan ne çok sıkı. Ama bu masaların en vurucu özelliği bu saydıklarımın hiçbiri değil. Bu masalarda hem ters kepçe, düz kepçe, yılan gibi topun kavranmasını ve sıkıştırılmasını gerektiren vuruşlar rahatlıkla icra edilebiliyorken hem de çekiç, tik tak, çapraz vuruş gibi yüksek hızlar ve ayarlanmış açılar talep eden vuruşlar gerçekleştirilebiliyor. Gençlik arasında son dönem salt hıza dönük masalarda çekiç ve tik tak vuruşlarının popüler olduğunu biliyoruz; fakat işte bu masalar sayesinde Ege Üniversitesi oyuncuları arasında görmekteyim ki, dünyanın (bence ve ITSF dünya sıralamasındaki 1 numaralı oyuncu olan Fredrico Collignon’a da göre) en etkili vuruşu olan ve bir zamanlar Türkiye’deki langırtçı ağabeylerimizin de bolca kullandığı kepçe tipi vuruşlar gençler arasında da popülerlik kazanmış durumdadır ve dahası Ege Üniversitesi’nde kepçe vuruşu olgunlaşmıştır. Üreticiyi kutluyorum, ciddi bir başarıdır.

2. Kantinler

Ege Üniversitesi’nde isimlerini burada saymayacağım ama her birinde en az iki tane langırt masası olan 6 adet öğrenci kafeteryası var. Bunların hepsi gün içinde hınca hınç dolu yerler. Koca Ege Kampüsünün tüm ağırlığını çeken mekanlar. Kantinlerin yukarıda anlattığım güzel masaları ve oyunu kabul edip hem para kazanmak hem de öğrencileri oyalamak adına langırta yol açmaları Ege ekolünün oluşmasında son derece önemli rol oynamıştır.

3. Oyuncular

Her ne kadar yukarıdaki iki etkenin bir sonucu gibi gözükseler de Ege Üniversitesi oyuncuları kendilerinden söz etmeye değer nitelikteler. Bir defa iddialı çocuklar. Bununla beraber son derece arkadaş canlısı ve centilmenler (olmayanlar zaten oyunu çok iyi oynasalar dahi bir süre sonra elenip gidiyorlar. Unutmamalı ki langırt delice bir hırsın oyunu değil daha çok soğukkanlı bir elitliğin oyunudur). Langırt masasının etrafını sosyal bir ortam olarak kabul etmişler. Bu son derece önemlidir. Yani kantinin langırt masasının olduğu bölümünü sadece langırt oynamak için değil ama masanın etrafında kızlı erkekli takılmak için de kullanmaları oyunun imajını ve tabi dolayısıyla kalitesini ve popülerliğini artırmıştır.

4. Ege Üniversitesi

Bu sonuncu faktör bilmem açıklama gerektirir mi? Devasa öğrenci sayısını tek ve yeterli bir kampüste toplayan ve dahi oyunun oynanmasında bir zarar görmeyen Ege Üniversitesi’nin de payını unutmamak gerek diye düşünüyorum.

Ekolden teknik olarak birazcık bahsetmeliyim sanırım. Son derece yüksek teknik kapasite ile oynanan oyunlarda çok becerikli forvetler ve son derece kedi kaleciler birbirleri ile boğuşuyorlar. Forvetler söylediğim gibi top hakimiyetleri yüksek adamlar ve masaların teknik kapasitelerini sonuna dek kullanmaktalar. Kaleciler dediğim gibi kedi karakterliler; gene de bir handikapları var ki o da gol atma sevdaları ve sonucunda çok yüksek hızlarda top kullanmalarıdır. Bu durum, bazen, forvetlerini oyundan düşürüyor. (not: Ege’ye oyun oynamaya gidip de kalecilerin yüksek gol yüzdesi ile karşı karşıya gelince mecburen alan savunmasına dönüyorsunuz). Güzel paslar da yapılıyor tabi. Bilhassa orta sahadan forvete paslarda epey zorlayıcı adamlar var. Gün içinde ufak tefek bir sürü turnuva dönüyor. Oyun sonrasında ciddi teknik analizler langırt muhabbetleri, maç yorumları işi daha da zevkli kılıyor.

Sosyal faktörlere gelirsek kantinlerde masaların yerleri iyi. (Bazı kantinlerde yüksek sesli müzik çalınması oyun kalitesini biraz etkiliyor) Ayrıca çayınızı kahvenizi elinize alıp oynanan maçları da izleyebilirsiniz. Ulaşım rahat. Oyuncular iyi. Ortam iyi. Jeton fiyatları normal. Ege İyi. Diyeceğim odur ki ben ne kadar anlatsam boş, bir gün gidin ve şansınızı bir deneyin.

Ama önünde sonunda Ege Ekolü ne sadece oynanan oyunların üst düzey oyunlar olması ile ne de yukarıda saydığımız faktörlerle sınırlandırılamaz. Ekol aslında devasa ve yüksek nüfuslu bir kampüste langırt oyunun (tabi gene sayılan faktörler sayesinde) kabul edilmiş ve kampüs yaşantısının temel bir bileşeni haline gelmiş olmasıdır. Langırt artık Ege’li bir öğrencinin kampüs yaşantısında görmeye alışık olduğu ve gördüğü bir oyundur. Langırt Ege’de marjinallikten çıkmış ve kanıksanmıştır. O artık bu kampüsteki mühendislik laboratuarı ne kadar doğal ise o kadar doğal ve gerekli olarak görülmektedir. İşte bu durum bu kavrayış ekolün özüdür. Langırtın Ege’de çok iyi oynanması ise tabi ki bu özün/ekolün doğal bir sonucudur.

Saygılarımla.

Langırt Gezgini Lord Byron.

Langırtın Asi Mucidi

Langırt’ın Asi Mucidi Alejandro Finisterre’yi Bu Sene Kaybettik. Voahhh

Alejandro Campos Ramírez (6 Mayıs 1919-9 Şubat 2007) ( Alexandre de Fisterra ve Alejandro Finisterre olarak da tanınır) diğer sıfatlarının yanında bir şair, langırt oyununun mucidi ve editördü.

Galiçya’daki Fisterra bölgesinde 1919 senesinde dünyaya geldi. Babasının ayakkabı imalatçılığı işi iflas ile sonuçlandığında Finisterre daha alt sınıfların ev ödevlerini düzelterek okul harçlığını çıkarmaya başladı. Daha sonra inşaat işçiliği ve matbaa işçiliği yaparak hayatını kazanmaya devam etti.

Finisterre İspanyol İç Savaşında Faşistlerin Madrid bombardımanı sırasında yaralandı. Hastanede kaldığı günlerde bir çok yaralı çocukla yüzleşti ve onların futbol ya da diğer oyunları oynayamıyor olmaları içini burktu. İşte buradan yola çıkarak langırt için gerekli esini aldı ve bu çocukların vakit geçirebileceği bir oyunu ortaya koymak adına langırtı icat etti. Alejandro Basklı bir marangoz olan arkadaşı Francisco Javier Altuna’nın ilk langırt masasını Finisterre’nin talimatları ile yaptığını belirtir. İcadı 1937 yılında patent ile koruma altına alınmakla beraber Finisterre Faşist darbe sebebi ile Fransa’ya kaçmak zorunda kaldı ve patent evraklarını bu kaçış sırasında yakalandığı bir fırtınada kaybetti.

Langırtı icat ettikten sonra Franco İspanya’sından Latin Amerika’ya gitmek durumunda kaldı. Fakat toplumcu fikirleri Guatemala’da başına işler açtı ve Carlos Castilla Armas ülkenin yönetimini ele geçirdikten sonra kaçırıldı; Madrid’e bir uçakla geri gönderilmek istendi. Bu uçuş sırasında Finisterre, pilotu üzerinde patlayıcılar olduğunu söyleyerek tehdit etti ve dünya tarihindeki ilk uçak korsanlarından biri olma şerefine de nail oldu.

Daha sonra Meksika’da edebiyat editörlüğü yaptı ve Zamora’da 9 Şubat 2007 senesinde hayata gözlerini kapadı.

Büyüktü. Bu müthiş oyunu böylesine güzel bir amaç için icat ederek (her ne kadar başka mucitler ya da mucit adayları olsa da) klasını konuşturmuş bu müthiş ağabeyimize kozmosun her neresindeyse selamlar gönderiyoruz.

KALABAK FACİASI

Güneşli bir gündü. Sabah öğleye kavuşurken ilk biralarımızı içip sevgili dostum Cenk Dinç’in (İzmir)Urla’daki evinde rok müzik dinliyorduk. Langırt konusuna merakımızı bilen Cenk bir süredir Kalabak adındaki küçük merkezde eski tip bir langırt masasının ve çok iyi oyuncuların olduğunu söylemekteydi. Tabi ki eski ustaların eski masalardaki gücü hakkında bilgimiz vardı ama gene de kendi tekniğimize o kadar güveniyorduk ki, pek de endişe etmiyorduk.

Yola çıktık, Zeytinalan’dan araba ile yaklaşık 7-8 dakikada Kalabak’a vardık. Çok güzel bir yer; hemen deniz kıyısında, tertemiz bir hava, deniz gibi temiz insanlar. Masayı gördük, evet tam eski tip bir Türk masası idi. Yüksek top kavrama özelliği olan bir masa ile karşı karşıya olduğumuzu anlamıştık. Fakat kendim de yeni tip daha kayar masalarda dahi kepçe vuruşu icra eden biri olarak olayı dağıtırım diye düşünüyordum. Burak ise sessizliğini koruyordu.

 

Yolun kenarına konulmuş masanın etrafında toplanmış yaşları 25 ila 50 (belki de daha üstü çünkü bu havası deniz kıyısı mekanda insanın takvim yaşını göstermesi beklenemez)arasında değişen 5-10 kişi vardı. Bir merabalaşma ve geliş amacımızı açık etme sonrasında hemen oyunlara geçildi. İlk oyunda ilk golü atmamıza rağmen ezildik. Sonrakinde de ve sonrakinde de…Sonra daha düşük kalibrede bir takımla karşılaştık. Bunda da ezildik. Sonra daha düşük kalibre gene ezildik. Bu böyle devam etti…

İşin teknik analizini yapmak gerekirse tabi ki masa ve saha avantajı Kalabak’lı ustalarda idi. Yani yeni tip masalarda herhalde biz üstün gelirdik. Ama bir gerçek de şu ki daha önce bu eski tip masalarda başkaları ile de oynamış ve üstünlük sağlamıştım. Burada ise inanınız santimetre ile milimetre arası hassasiyette vuruşların yapıldığını gördüm. Forvetler düz kepçe vuruşunu kullanıyorlar, ama istedikleri bebekten istedikleri bir top geçişi kadarlık boşluğa gönderebiliyorlar topu. Kaleciler asla şuta gitmiyorlar, biliyorlar ki topu forvetlerine ulaştırdıkları anda gol şansları %99dur. Bu yüzden daha paslı ve teknik bir oyun oynanıyor. Yani uzun lafın kısası, eski tip masaların en büyük bir ustalar gurubu ile karşılaştık ve güzel bir ders aldık.

İşin beşeri bir teşrihini yapmak gerekirse de şunları keyifle söyleyeceğim: Kalabak’ta langırt gerçek ve tam da olması gerektiği gibi bir sosyal tema haline gelmiş. Yani o masa başında son derece neşeli, sağlıklı ve zeki insanlardan oluşan bir grup. Centilmence ve esprilerle süslenmiş oyunlar. Havaya saçılan kahkahalar, yenilenen çaylar, yanınızda deniz, elinizde langırt… Hep hayal ettiğim gibi açık havada langırt ve arkadaşlık…

Böylece Kalabak faciasını güzel bir Kalabak tanışıklığı ile noktaladık. Sizlere tavsiyem oraya gidip bu ustalarla oyun oynamanız olacaktır. İyiler, çok iyiler… Yazıyı bir espri yapmadan tamamlamak hamlık olur, o halde bir sonraki Kalabak ziyaretim için iddialı olduğumu söylemek isterim.

(Eh, Kalabak sonrasında günü nasıl mı tamamladık? Yapacak bir şey kalmamıştı, Cenk’in ev arkadaşı Hakan Bulcan’ın tavsiye ettiği balık lokantasına gidip Türk Sanat Müziği dinledik.)

 

Langırt Hakkında

Hiç bilmeyenlere sıkıcı ve sadece şans işi gibi gözükebilen; lakin inceliklerini bilenler ve sevenler için oldukça keyifli olan bir masa sporudur. Elbette içinde şans vardır. Zaten top kullanılan her sporda veya oyunda şans işin içine girer. Neticede top yuvarlaktır. Fakat langırt; algıda seçici gözlerin yorumladığı kadar şans işi bir oyun değildir. Çok az bilen biri, oldukça iyi bilen birini, şansı ne kadar yaver giderse gitsin yenemez. Futbol, basketbol, tenis gibi toplu oyunlarda da aynı kuralın geçerli olduğunu görmek zor değildir. Langırttaki şans faktörü, diğer  toplu oyunlarda olduğu gibi, beceri ve güç olarak birbirine yakın rakipler arasındaki karşılaşmalarda etkili bir unsurdur. Langırttaki top, küçüklüğü ve hafifliği sebebiyle, insan reflekslerinin kolay tepki gösteremeyeceği hızlara ulaştığı anda (belli bir beceri seviyesini aşmış oyuncuların vuruşlarından çıkan hız), şans faktörünün etkisi artmaktadır. Şans faktörünü azaltmak ve beceriyi ön plana çıkarmak için, Almanya’daki langırt liglerinde keskin kurallar konulmuştur. bunlar; forvet üçlüsünde, sadece karşı uçtaki adamla atılan gollerin sayılması; geriden atılan şutlarda, sağa sola değen topların gol olarak değerlendirilmemesi gibi kurallardır. Bir kez daha altını çizmek gerekir ki; diğer toplu oyunlara oranla daha yüksek gözüken şans faktörü etkisine rağmen, bireysel anlamda, beceri ve güç; kollektif (ikili) anlamda da, bireysel becerilere ek olarak, oyuncular arasındaki uyumu ve taktik uygulama kabiliyeti yüksek olan bir takım, bu özellikleri belirgin şekilde zayıf olan takıma yenilmez. Netice itibariyle langırt; oyun hızındaki yükseklik sebebiyle acemiler için eğlenceli olduğu kadar, tecrübe ve beceriyi harmanlayabilmiş meraklılar için kayda değer bir oyun ve masa sporudur.

 

(fenman, 09.08.2004 14:28 ~ 14:33) e(256,5328109,’fenman’);

ekşi sözlükten alınmıştır.

Langırt Sesi

Langırt “içi boş teneke sesi” anlamına gelen “langır”dan türemiş bir yansıma sözcüktür. Top kaleye girdiğinde çıkan ses “langırt”tır. Langırttaki en büyük zevk bu sesin duyulması olsa gerek.

Şimdi bu langırt sesini duyabilmek için eğer karşınızdaki en az ortalama bir kaleciyse üç yol vardır:

1. Çekiç: “Langırt” sesini en sert ve zevkli şekilde duyabileceğiniz hızlı bir yöntemdir. Top bebeğin yanına koyulur ve diğer köşeye hızlıca, sanki topa çekiçle vuruyormuş gibi, gönderilir.

2. Tik tak: “Langırt” sesini eğer isâbetli vurabiliyorsanız gâyet kuvvetli duyabileceğiniz yöntemdir. Top uzak veyâ yakın köşedeki bebekten ortadaki bebeğe hızlı veyâ yavaş geçilir, orta bebekteki oyuncu hızla topu kaleye gönderir. Topu uç bebeklerde dolaştırarak çeşitli hareketler denenebilir.

3. (Ters) Kepçe: Kepçede langırt sesini belki hızlı duyamayabilirsiniz, ama topu ortada tutup boş olan köşeye atarak “langırt” sesini duyma sayınızı yeterince arttırabilirsiniz. Top ortada, bebek ön taraftayken topa basılır ve top uzak veyâ yakın köşeye çekilerek boş köşeye yollanır.

Langırt sesini savunmadan da duyabilirsiniz. Eğer iyi bir çekiççiyseniz hangi yöne iyi atıyorsanız topu o uçtaki bebeğin yanına koyup eğer çekiç engellenecek gibiyse ortadaki bebeğe hızlı bir şekilde topu aktararak ortadaki bebekten topu kaleye yollayabilirsiniz. Eğer çekiciniz engellenemeyecek gibiyse topu hafif çapraz vurarak kaleye yollayabilirsiniz. Tabiî ki savunmada langırt sesini karşı kalede duymak, ileride oynamakla eş değer değildir, çünkü geçmeniz gereken en az 4 bebek vardır. Hâlbuki ileride 2 bebek geçmek langırt sesi için yeterlidir, ama yine de savunmada boş boş durmaktansa arada bir top kaleye yollanabilir.

Bol “langırt”lar. 🙂

Langırtın Oynanma Şekilleri


Langırt en bilindik şekliyle “11 topluk bir ‘el’de 6’ya gelen kazanır.” şekliyle oynanır. Bu 11 topluk ellerin
sayısı değişir. Arkadaşlar arasında genelde 5 el oynanır, 3’ünü alan kazanır, ama bâzen el üzerinden değil de
tüm toplar sayılır. Yâni 5 eldeki toplam 55 topta kim daha fazla atarsa o alır.

Bâzı yerlerde top kaleye girdiği zaman ortadaki delikten tekrar bırakılır, bâzı yerlerde yiyen tarafın kalecisine
verilir. Yurt dışında oynanan oyunları izlediğimizde ise orada topun yiyen tarafın orta saha oyuncusunun ayağına
verildiğini görüyoruz.

Şimdi mantıklı düşünüldüğünde top kaleye girdiğinde topu yiyen tarafa vermek zâten en uygunu. Bunu kaleye mi,
orta sahaya mı, yoksa ileriye mi vermek lâzım, onu düşünmek gerek. Topu yiyen tarafın ilerideki oyuncularına verirsek topun karşı kaleye girme ihtimâli çok yüksek, kaleciye verirsek topun kale bölgesinden çıkamayıp tekrar kendi kalesine girme ihtimâli var. O yüzden ayak topunda da (futbolda da) olduğu gibi yiyen tarafın orta sahasına verilmesi, yurt dışında yapıldığı gibi, bence en uygunudur.

Gene bâzı yerlerde ilerideki üç bebekten uçlarda olanlarla atılmıyor, sâdece ortadaki bebekle atılıyor. İlginç bir kural
olması yanında, bu kuralı kalecilerin çıkardığını düşünüyoruz. 🙂 Bunun yanı sıra bâzen de teke tek oyunlarda kaleden ve orta sahadan atmak yasak, sâdece ileriden atmak gerekiyor. Ayrıca top ileriye geçince de karşı tarafın savunmaya geçmesini beklemek gerekiyor. Bu kuralın da teke tek oynarken boş kalan oyun kollarından dolayı topun kaleye kolayca girmesini engellemek için çıkarıldığını düşünüyoruz, ki gâyet mantıklı.

Ayrıca çoğu yerde, eğer ciddî oynanıyorsa ve yarışma yapılıyorsa fırfır yasaktır. Fırfır ise kolları hızlı bir şekilde sürekli döndürmek demek. Gene bâzı yerlerde duvardan yapılan atışlar sayılmıyor. Bir de topun kaleye girip tekrar çıkması olayı vardır ki, rastgele oynanıyorsa oyuna devâm edilir, fakat takımlar rekâbet ediyorsa mutlakâ o giren top sayılır ve öyle devâm edilir! 🙂

Langırtın bilerek oynanması dileğiyle. 🙂

KENDİ MASAMIZI KENDİMİZ YAPALIM

Langırt masası yapmak aklıma ilk olarak, langırta başladığımın 3. ayında geldi.Başlarda hevestir geçer dedim. Ama 8. ayda düşündüm ki yapmalıyım. Başta basit bişi olacağını düşündüm. Masa, demir şiş ve bebek. ama sonradan birçok ayrıntıları olduğunu gördüm. Ve ortaya güzel bi masa çıktı. Burdada bu ayrıntıları elimden geldiği kadar size anlatmaya çalışicam.

Masayı yaparken, malzemeri almak ve için araba şart gibi bişey bunun dışında matkap, tornavida vs.. gibi iş malzemeleri gerekli. Malzemeleri en rahat bulabileceğiniz veya yaptırabileceğiniz yer sanayi. Bazen soymaya çalışan esnaflara rasgelebilirsiniz, yine de uygun ve istediğiniz şeyi açıkça anlatıp yaptırabileceğiniz biyer.

MALZEMELER

1.Mobilyacı

Mobilyacıya ilk gittiğimde masayı nasıl yapcağıma dair pek bi planım yoktu. yabancı sitelerde masa yapımı hakkında bişiler gördüm, ama orda nerdeyse herşey hazır gibi. bazı ölçüler vardı o kadar. (google da “build foosball table” derseniz görebilirsiniz) mobilyacıya ne yapmak istediğimi anlattım. ölçüler şöyleydi:

 

2 gün sonra hazır olacaktı. şimdi sıra rodlarda.

2.Demirci

Demirciye ne yapmak istediğimi anlattım, hepsine olduğu gibi. önce boru satan yerden(zaten sanayide hepsi yanyana) 6 metrelik, 15mm ile 20mm arası 2 tane boru almam gerekıyordu. 17.2mmlik buldum. bu ölçüler bebekleri ve rodların geçeceği burçları yaptırırken önemli. demirci onları istediğim ölçülerde kesti ve istediğim yerlere vida yerlerini açtı. sonra onları kalvanize(boru normlade siyah, kalvaniz ile bildiğimiz langırt masalarındaki parlaklığını alıyor ve sağlamlaşıyor) gönderdi. 2 gün de o sürdü. rodların ölçüleri ve vida yerleri şu şekilde:

 

 

3.Plastikçi

Plastikle olan iş biraz fazla. En başta bebekler var. rotların tutulacağı saplar var bi de rodların içinden geçeceği burçlar var. önce plastik malzemeciden malzemeleri uygn ölçülerde kestrmek gerekıyor. ölçüler şöyle:

34 adet 11 cm boyunda 35mm çapında silindirler. bunların 26sı oyuncu(resim1ve2) olcak 8 i sap. isterseniz daha fazla oyuncu yaptırın yedekde bulunsun. 32 tane 1 cm kalınlığında 50 mm çapında burç(resim 3.

Resim2  
Resim1                 


Resim 3

plastikleri şekillendirteceğiniz yere ne yapacağınızı iyice anlatın. sonra bebeklerin şeklini çizin (bebeklerden rotların geçeceği yerleri daraltmıcak şekilde çizin). rotları yaptırdığınız demirciden ufak bi parça örnek getirin. bebekler ve rotları tutma plastikleri o demire sıkıca oturcak çapta delincek. burçlar ise rahatça geçecek çapta delincek (bu ölçüler önemli özellikle burçlarınki, dar olrsa rot geçmez geniş olursa yalpalar). bi de oyuncuları gövdeden vida için deldirin(ben bunu yaptırmadım, oyuncuları tutkalla yapıştırdım ama bazen yerinden oynuyor. tavsiyem vidalama) bebeklerin delineceği merkezle ayak ucu arası 7.2 cm olacak.

BOYAMA

Boyamaya masayı monte ettikten sonra başladım ve berbat oldu. Eminim benden daha iyi yaparsınız. Kafanıza göre takılın.

MONTAJ

ilk yapmanız gereken gövdeyi ve ayakları monte etmek. neyi nereye monte edeceğinizi resimlerdenden anlayabilirsiniz gayet açık(resim4,5,6,7).vidalama yaparken vidaların iyice gömülmesi için matkapla delikleri açtıktan sonra havşa(matkabın kalın ucuyla vidanın başı için tahtada açılan boşluk.resim 8) yapın.

Resim 4                                  Resim5 
Resim6                                    Resim7
 
Resim8  

Sonrasında burçları yerine monte etmek var. Yan tahtaların hem içe hem dışa olmak üzere her rot 4 burcun içinden geçecek.

     

Resim9     Resim10

Rotları ve oyuncuları takmasında zaten bişi yok. Bebeklerin aynı hizada olmasına dikkat edin, yamuk olmasın. ben tutkalla yapıştırdım ama çok sağlam olmadı, sert vurunca oynuo. tavsiyem vidalayın. bi de bebeklerin yanlara sert vurmaması için yay ya da lastik koyun.

Resim11

Rotların ucunu tutkallayın ve tutacakları yerine takın. (plastikçide eski atari kolları buldum onları taktırdım, ama farkedeceğini zannetmiyorum)

 

Masa henüz yeni, ne kadar dayanıklıdır bilemiyorum, ama masadan memnunum. oynanabilirliği güzel. Zemini tahta, hem hızlı oyun hem teknik oyun için uygun. eğer yapmaya karar verirseniz burda yazdıklarıma çok bağlı kalmayın, kafanıza tam yatmayan şeyleri değiştirin (2-5-3 yerine 3-4-3, tahta zemin yerine cam zemin, eski masalardaki gibi bebeklerin ayak ucuna hortum, vs.) maliyete gelince;ahşaplar 70, rotlar 60, burçlar bebekler ve rotların tutacakları 130 tuttu. (plastikçiden biraz kazık yemiş olabilirim) bunlar dışındaki ufak tefek masraflarla birlikte 300 ü buldu. yeni bir masaya oranla maliyet uygun, fakat biraz zaman ayırmanız, uğraşmanız ve sanayinin havasına biraz dayanmanız gerekiyor.

Bir Langırtçının Hikayesi ve Ligimiz


Merhaba Arkadaşlar,

İsmim Ali Çağdaş. HuNTeRs yani eski adıyla A-Kare’nin oyuncusuyum. Bu langırt olayı bende saplantı haline gelmiş, yüksek otoritelerce spor olarak kabul edilmeyen ama benim için dünyanın en iyi, en heyecanlı ve de keyifli sporu. Kim ne derse desin benim için durum böyle).

Ben bu keyifli illete 2002 senesi Kasım-Aralık ayları arasında başladım. Daha önce sadece sigara ve iskambil bağımlısıydım ama bu kerata ile tanıştıktan sonra anladım ki bu heyecan verici maraton sigaradan bile daha fazla bağımlılık yapıyor. Bir gün gözüm takıldı langırta ve kızların bile fırfır(langırta yeni başlayanların ilk ve tek yaptığı kolu sürekli çevirme hareketi) yaptığı langırt oyununda ben onu dahi beceremiyordum. İnsan hırs yapar ya hayatında bazı durumlarda, işte langırtta da ben hırs yaptım. Çünkü alay konusu oluyordum oynamayı beceremediğim için. E haliyle bu durum hoş bir durum değildir sizin de bileceğiniz gibi. Her neyse bu oyunla Gıda Cafe’de tanıştım orda oynamaya çalıştım. Haliyle rakip bulamıyordum kendime göre, hepsi iyiler (o zamanlar öyle görünüyordu tabi:)) Sonra Grand Cafe’ye geldim bir arkadaş sayesinde. Orda langırtı bana öğreten tabiri caizse langırt ilahları ile tanıştım: Oktay ve Serdar. Adamlar bu oyunu gerçekten oynuyorlardı ben de onları 4 gözle izlemeye başladım. Teknik var, hız var, sertlik var, yani kısaca bu adamlarda adrenalin ve hayat vardıJ. E olay adrenalinse ben varım o zaman. Biraz öğrendim bu oyunu ve daha sonra kendime bir eküri yani ortak bulmam gerekliydi ve şu anki ortağım adaşım Ali’yi buldum. O da benim gibiydi zayıf ama istekli. Sonra biz iki Ali başladık bu oyunu şehvet ve istekle oynamaya. Aylar geçtikçe baktık ki bu oyun göründüğü kadar zor değil.

Aradan tam 1 yıl geçti ve biz artık Serdar ve Oktay’ın karşısına geçmek için hazırdık (tabi bu geçen sürede biz zaten aynı ortamdaydık). Evet, büyük gün geldi ve karşımızdaki rakip tam bir langırt ilahıydı. Ne kadar şansımız vardı ki. Tabii ki 0. Ve maç başladı. Durum tahmin edeceğiniz gibi oldu. Hezimete uğradık ama şu var: Hedef ne olursa olsun ilk önce o hedefi istemek ve istikrar sağlamak lazım. O maç belki hezimetti ama maçlar devam edecekti ve bizde en iyiyi istiyorduk. Zaman su gibi akmaya başladı. Artık öyle maçlarımız oluyordu ki tüm Grand Cafe bizi izliyordu(özellikle langırt sevenler). Kendimize bir isim bulmuştuk. ŞAMPİYONLAR LİGİ. Bu 4lü oynadığı zaman sesler bize kadar geliyordu. Arkadaşlar şampiyonlar ligi kurulmuş hadi izleyelim diye. Bu da insanın hoşuna gidiyordu tabi. Artık dişe diş bir rakip olmuştuk ve görünen en iyi oyunculardık. Daha önce birkaç turnuva düzenlendi ve hepsi hezimete uğrattığımız rakiplerle bizim aramızda geçen ufak organizasyonlardı.

Ama bu İzmir Üniversiteler Arası Langırt Ligi gerçekten hoşuma gitti. Neden mi? Langırt konusunda gerçekten bir yerlere gelmiş dişli rakiplerimiz var şampiyonluk hiç de kolay olmayacak. Benim langırt oynayacak arkadaşlara tavsiyelerim:

Bu oyun sadece kolları çevirmekle oynanan bir oyun değil. LANGIRT, beyninin kollarına hükmetmesiyle düşündüğünü yapabileceğin bir spordur. Bu oyunu bilardo ile sakın karıştırmayın. Bilardo boş sahada oynanan bir oyun. Bu ise dolu bir saha iğne deliği denecek kadar boş aralar ile en iyi senkronizasyonun bütünleşmesidir. Eğer kollar kendisi oynuyorsa kaba ve kuru gürültüden başkasını göremez, duyamazsınız o oyunda. Ama tüm dediklerim yapılıyorsa estetik, sert, heyecan verici, şaşırtıcı, tek kelimeyle enfes bir oyun izlersiniz. Bu ligle yeniden döndüm langırtıma. Hedef Şampiyonluk ama dediğim gibi dişli rakipler var ve benim de eski formuma kavuşmam gerekecek. Belki 1 hafta daha benden anlattığım güzellikteki oyunları göremeyeceksiniz ama bu benim sizlere sözümdür. En kısa zamanda istediğiniz ihtişamı alacaksınız.
Bu lige girme nedenimi merak eden arkadaşlara belirteyim hemen amacımı.
Ödül değil, tabiî ki kupa da değil.
Hala yaşadığımı ve ben hayattayken Tacımı kimsenin kolay kolay alamayacağını anlatmaktır.
AV BAŞLADI. BİZİM GELDİĞİMİZİ NASIL MI ANLAYACAKSIN?
AV BAŞLAMADAN KARANLIK RÜZGÂRI HİSSET.
ÇÜNKÜ ARTIK HERŞEY İÇİN ÇOK GEÇ KALMIŞSINDIR.

Ali Çağdaş

Bebek Kıran Kübra ile Röportaj


Merhaba Kübra, sen sert oyunun ve Grand Kafe tarihinde çekmiş olduğun bir şutla rakip kaleci bebeğini kırmış olmanla tanınan bir oyuncusun. Kısaca seni tanıyalım öncelikle. Ne okuyorsun?
– Ege Üniversitesi’nde Muhasebe 2. sınıf öğrencisiyim.

Langırta başlamadan önce herhangi bir spora ilgin var mıydı?
– Ben bir hakem kızıyım. Ve çocukluğum babamla beraber statlarda ve maçlarda geçti hep. Maç izlemeyi, babamla maçlara gitmeyi, hala çok seviyorum. Ama beni düşündüren şey de daha önce langırtla neden ilgilenmediğim. Aslında pek bir imkân da geçmemişti elime.

Peki, langırtla nasıl tanıştın, nasıl başladı bu macera?
– Geçen sene okula ilk geldiğim günü hatırlıyorum da, masalar bana baya yabancı gelmişti, hatta dikkatimi bile çekmemişti. Çünkü böyle bir sporla pek ilgilenmiyordum. Arkadaşımın ısrarı üzerine masanın başına geçtim, kolları nasıl tutacağımı bile bilmiyordum. Herkes gibi ben de ilk, bizim tabirimizle, “fırfır”la başladım. Anlayacağınız langırt merakım buradan itibaren başlamış oldu.

 

Sonra da buraların en iyi oynayan kızı oldun. Bu seviyeye gelmen kolay oldu mu? Nasıl geliştirdin kendini?
– Fırfırla oynadığım sürece ileriden attığım topların hiçbirinin isabet bulmaması beni düşündürmeye başlamıştı. Sonra oynamaya ara verip izlemeye başladım. Sürekli maçları izleyip topa nasıl ne şekilde vurduklarına dikkat ettim. Sonunda fırfırı bıraktım ben de doğal olarak, topa avuç içimle vurmaya başladım. Ama henüz teknik olarak pek bir şey bilmiyordum. İleride değil de savunmada daha iyi oynadığımı fark ettim. Savunmada oynarken kaleciyi kullanmayı, onunla topa vurabilmeyi öğrendim. Savunmadan topun hangi tarafına vurursam kaleyi daha rahat bulur diye düşünmeye başladım. Genellikle oyuncunun ayağına topu tam yerleştirip dikine vurmak yerine, oyuncunun ayağının sağ veya sol köşesiyle vurmayı denedim ve daha iyi bir yöntem olduğunu fark ettim.

 

Çevrende mutlaka iyi oynayan langırtçılar olmuştur. Onlardan etkilendiğin oldu mu?
– Etrafımda çok iyi oynayan langırt oyuncuları ve ekstradan bir langırt şampiyonu var. Yani bu kadar çabuk ve iyi bir şekilde öğrenmem zor olmadı. Langırtı geçen seneden beri sürekli oynuyorum. Ve doğruyu söylemek gerekirse de artık kendime daha dişli rakipler arıyorum. Tabii bana langırtı sevdiren sevgili dostum Volkan’a da teşekkür etmeden geçemeyeceğim. O da gerçekten çok iyi bir oyuncu, beni baya zorluyor diyebilirim.

Son olarak langırtı hiç oynamamış arkadaşlara söylemek istediğin bir şey var mı?
-Elbette! Onlara önerebileceğim tek şey: “Mutlaka deneyin ve zevk alın!

Biz de langırt.org olarak Kübra’ ya teşekkür ediyor, maçlarında başarılar diliyoruz.

 

Son Durum


Daha önce tüm bölümden arkadaşlarla toplanıp, güzel bir langırt ziyafeti çekmiştik. Bölümümüzde önceden langırt turnuvalarına katılan arkadaşlar bile varmış da haberimiz yokmuş meğer. 1.,3. ve 4. sınıflardan gelen arkadaşlarla kararlaştırdığımız yerde eğlenceli maçlar oynadık ancak turnuva için  yeterli girişim olmadığından başka bir takım çıkartamadık maalesef.

Yaklaşık 3 hafta önce ligimiz başladı ve fark ettik ki oldukça profesyonel oyuncuların olduğu bir mücadelenin içindeyiz. Elimizden gelen her şeyi göstermeye çalıştık ancak eleme maçlarına katılacak olan ilk 8 takım arasına girmeyi başaramadık. Az bir fark  ile ligi 9. bitirdik ama bizim açımızdan çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Langırtın oldukça zor bir spor olduğunun hayatının uzun yıllarını buna vermiş insanları gördükçe farkına vardık. Daha önce Türkiye dereceleri olan, önceki turnuvalarda önemli başarılara atmış takımlarla mücadele etmek oldukça zevkliydi. Daha da önemlisi kalıcı arkadaşlıklar yakaladığımıza inanıyorum.

Bence başlattığımız langırt kardeşliği amacına ulaşmıştır. Önemli olan hep birlikte güzel işler yapabilmekti ve bunu başardığımızı sanıyorum. Sadece kendi bölümümüzden bile birçok arkadaş ile tanışma fırsatı bulduk. Bundan sonra olacak turnuvalarda mutlaka yer alacağız. Katılmak isteyenler olursa veya oynamak isteyenler her zaman katılabilirler.

Desteklerini esirgemeyen langırta ilgi duyan gerek hocalarımız gerek mezun arkadaşlar herkese teşekkürler. Bir sonraki langırt organizasyonuna kadar.

Ali Sevgi