LANGIRT NEDEN AYRIKLARIN OYUNUDUR?

 

LANGIRT NEDEN AYRIKLARIN SPORU

 

Uzun süredir langırtın isyan, sıradan olmayan ya da daha kapsar bir tanımlama ile genelin dışında kalanların bir faaliyeti olarak algılandığını hissediyoruz. Bu algılama bizlere; oyunun mucidinin hayat görüşü, oyunu oynayan ve bilhassa ciddiye alan kişilerin garip görülebilecek durum ve alışkanlıkları, Abdullah’ın gönderdiği müzik klibi ya da benim geçen sene sözlerini çevirdiğim rok şarkısının asi tavrı gibi mesajlarla açık ve net bir şekilde verilmektedir.

 

İlk olarak mucide bakalım. Her ne kadar bir oyunun mucidinin kişilik özellikleri ve dünya görüşü icat ettiği oyunun tüm geleceğini belirlemese de Fisterra gibi son derece ayrık bir kişilik için durum biraz istisnai olabilir. Fisterra oyunu icat ettiğinde İspanyol İç Savaşı Falanjistlerin (yani İspanyol aşırı milliyetçilerinin) hakimiyeti ile sona eriyordu. Fisterra ise bu siyasi akımın tam zıddında bulunan Cumhuriyetçi ve Komünist kanadın sembollerinden biriydi. Kendisi şair, editör ve büyük ihtimalle Madrid sokaklarındaki çatışmalara katılmış bir insandı. Falanjistler İspanya’nın hakimiyetini ele geçirdikten sonra zaten Avrupa’nın, hatta dünyanın, tamamı da 10 sene içinde İkinci Dünya Savaşına sürükleniyor ve 1945’de sona erecek olan bu dönem toplamda 57 milyon insanın ölümü ile sonuçlanıyordu. Yani, Fisterra’nın bu gelişmelerin tam karşısında duran kişiliği ve iç savaşı kaybeden Cumhuriyetçi ve Komünist grupların Falanjist iktidar boyunca yürüttükleri pasif kabullenmeyiş tavrı bir anlamda Fisterra’nın efsanleşmesi için gerekli zemini hazırlamıştır. Fisterra’nın savaşta yaralanan çocuklar için bulduğu bu oyun da, kendisinin şiirlerinden çok daha güzel olduğu için, daha doğum anında “galiptir bu yolda mağlup” tavırlı insanların Fisterra’nın kişiliğinde sembolleştirdiği bir oyun olarak tanımlanmıştır. İspanyolca konuşan Dünya (İberik Yarım Adası ve Latin Amerika) bir devrimler ve karşı devrimler tarihi olarak tanımlanabileceğinden, bu son derece hareketli siyasi algı alanında Fisterra gibi siyasi bir kişiliğin icat ettiği eğlenceli bir oyunun, önceleri Franco (Falanjistlerin Lideri) ve daha sonra da sıklıkla Amerikan müdahalelerine karşı çıkan sol görüşlü ya da burjuva yaşamını siyasi bir tavrı olmadan reddeden bireylerin cirit attığı bu Hispanik dünyada, karşıtlığın sembollerinden biri olarak sevilmesi olağandır. Fisterra’nın 2007’de sona eren yaşamı boyunca aktif siyasi tavrını koruduğu ve zaman zaman sansasyonel bazı çıkışlarla gündemde kalmasını da bu etkiye katabiliriz.

 

İkinci temaya geldiğimizde langırt oyuncularının garipliğinden bahsetmemiz gerekecektir. Aslında bu makalenin tüm kilidi bu paragraf olarak algılanabilir çünkü Fisterra’nın siyasi kişiliğinin etkileri mevcuttur ama her halükarda, en azından uzunca bir süre, coğrafya ile sınırlıdır. Demek istediğim, Prof. Dr. Erol Tez ya da İlker Adıgüzel (sırası ile biri çok başarılı bir elektronik bilimcisi diğer ise başarılı bir doktor namzetidir) Fisterra’nın bu oyunu icat ettiğini bilmeden de oyunu oynamaktadırlar. Peki bu insanların garip olduğunu mu nereden çıkarıyoruz? Garip kavramını burada toplumun bakış açısı anlamında kullanıyorum. Yani, bir elektronik profesörünün ya da bir doktorun bir başka bir oyunun bir taklidi olarak görülen bir oyuna bu denli bağlanması topluma garip gelmektedir. Tam bu noktada analizimizin en can alıcı cümlesini sarf etmiş bulunuyorum. Tüm dünyanın en çok sevilen ve oynanan oyununun taklidi ya da türevi olması langırtın zihinlerde, bilinçaltı mekanizmaları ile, hafife alınmasını sağlamıştır. Gerçeği orada iken burada işte çok daha basiti. Bu temel kolektif zihinsel algıyı sizlere kanıtlamak için size çok basit bir ama reddedemeyeceğiniz bir kanıt sunuyorum: İnternette kısa bir araştırma yaparsanız hatta biraz zihinlerinizi zorlarsanız Türkiye Futbol Ligi’ni eleştirmek için birçok yazarın “langırt ligine döndü” ya da “langırt maçı oynar gibi oynadı” gibisinden açıklamalar yaptığını görürsünüz. Bir olgunun gerçeği orada dururken taklidi ya da onun basitleştirilmişi mutlaka bu türden küçük görmelerle karşılaşmak durumundadır. İşte çözümün kilidini artık elimizde tutuyoruz: Kitlenin bu küçümser bakışından (diğer oyunlarda da göze çarpabilecek olan bu durum futbolun dünyadaki en popüler spor olması sebebi ile langırt vakasında etkinliğini artırmış yani çok daha göze çarpar olmuştur. Şöyle düşünün: herkesin üzerine yorum yapabildiği bir sporun çok basitleştirilmiş bir halini oynuyorsunuz) hüküm giymiş langırtçılar, fakat, toplumsal değerlendirmede gayet yüksek statülere sahip (üniversite öğrencileri, mühendisler, doktorlar ya da genel olarak kendi tecrübelerime dayanarak söylüyorum “bir mesleki statüsü olmasa dahi zeki insanlar”) kişiler olarak karşımıza çıkıyorlar. İşte toplumun garip olarak nitelendirebileceği net bir durum. Toplum şöyle bakmaktadır: “Langırt garip insanların oyunudur çünkü langırt futbolun taklidi olmakla önemsiz bir oyundur ama gayet zeki insanlar tarafından oynanmaktadır. O halde langırtçılar gariptir. Biraz daha geniş düşündüğümüzde toplumların bu antik Yunan (Aristocu mantık) kokan algılamasını aslında sadece langırt için değil birçok olgu ya da kavram için bu yanlış anlaşılan usavurma yöntemi altında yürüttüğünü görebilirsiniz. Ama bunu burada bırakalım.

 

Toplumun (şu ana kadar gayet kibar giden anlatımımı bozmaktan büyük bir keyif alıyorum) ahmaklığına bir diyeceğimiz yok, bu genelde böyle olmuştur ama peki toplumun benim ahmaklık olarak tanımladığım ve aslında göremediği olay nedir? Yani langırtçılar gerçekten garip midir yoksa toplumun garip gördüğü aslında normal midir? Birinci önermenin yanlışlığı üstteki açıklamalardan iki yönlü olarak koklanabilir (oynayan insanları zeki insanlar olması ve kitlelerin genelleme yaparkenki yeteneksizliği) ama daha sağlam bir kanıt sunmam ve bu yazıyı sonuçlandırmak için aşmam gereken son cephe langırtın basit bir taklit olmadığının kanıtlanması olacaktır. Burada da gene “basit olsaydı bu adamlar oynar mıydı?” kolaycılığına kaçmamak gerekecektir (ki aslında gayet güçlü bir kanıt sayılabilir). İnsanların bilmeden ya da analiz etmeden doğrudan “taklittir” demelerinin yanlış olduğunu kanıtlamak için daha önce yazdığım bir paragrafı buraya alıntılıyorum:

 

“Langırt son insan oyunudur. PS ve bilgisayar oyunlarının eğlence anlamında ortalığı kapladığı şu günlerde fiziksel efor ile beyinsel eforun bir arada kullanıldığı ve elektronik oyunların cazibesine karşı çıkabilecek tek “salon” oyunudur. Langırt insan ve makinenin bütünleşmesidir; diyebilirim ki savaş jetleri ve formula 1 otoları bir yana bırakılırsa langırt insanın makineyi bir uzvu gibi kullandığı ve zihninin tüm düşünce akışını belirli bir fiziksel efor karşılığında makinede somutlaştırdığı bir oyundur. Makine olgusu langırtın karmaşıklığını ve zorluk derecesini artırırken zihinsel sinyallerin makinede çok çabuk somutlaşması ve makinenin beynin bir uzantısı haline getirilmesi çabası oyunun çekiciliğini artırmaktadır. Yani langırtta aslında çarpışan bebekler değil rakiplerin beyinleri ve fiziksel yeterlikleridir. Buradan hareketle, langırt zihinsel ve fiziksel bir çarpışmanın makine aracılığı ile vücut bulduğu tek oyundur da diyebiliriz. Langırt bilgisayar versiyonunun asla gerçeği kadar popüler olamayacağı tek oyundur. Bire bir zihinsel çatışmanın fiziksel uygulama ile makineye yansıması langırtta yenmek duygusunu ve isteğini doruğa çıkarır çünkü aslında olup biten yüz yüze bir satranç+atletizm karşılaşması sentezidir. Langırt çocukların, sakatların, yaşlıların, bayanların ve hatta bir iki rapora göre belli bir sınıra dek zihinsel engelli insanların oynayabileceği bir fiziksel spor olması dolayısı ile dünyanın en genel oyunudur. Langırt, zihinsel kanadı altında, poker ile benzerlik gösteren bir oyundur. Aldatmaca önemlidir, konsantrasyon önemlidir ama soğukkanlılığın korunması daha da önemlidir.”

 

Aslında düşününce langırtın basit bir oyun olmadığını kanıtlamanın en kötü yolunu yani öznel tasımlamalarımı sunduğumu görüyorum. Teknik ve basit kanıtlamalarla (örneğin matematik dizileri ile langırtın modellenmesi) langırtın yüksek derecede zihinsel çaba isteyen bir oyun olduğu sanıyorum gösterilebilir. Ya da aklın apaçıklığı (a priori) ilkesinden de faydalanırak oyunun hızlı geometrik analizler gerektirdiği ileri sürülebilir ki hızlı geometrik analiz yapabilmek apaçık bir şekilde üst düzey zihinsel yetiler gerektirir.

 

Ama biz konumuzdan uzaklaşmayalım ve yazımızı da fazla uzatmayalım. Yukarıdaki analiz göstermektedir ki oyun toplum tarafından hem mucidinin özelliği hem de, esasen, toplumsal değerlendirme altında küçük görülmesine rağmen yüksek statülü ve zihinli insanlar tarafından oynanması sebebi ile, gariptir. Son bir zihinsel pırıltı göstererek demeliyiz ki “bu türden” garip insanlar genelin göremediği ve küçük gördüğündeki derinliği gördüklerinde toplumun yargılarına boyun eğmek yerine insanlık tarihi boyunca, tam tersine, önemsemeyen ya da anlaşılmayana olguların üzerine giderek toplumun gözündeki garipliklerini iyice artırmışlardır. Tarihin sayfalarına indiğinizde bunun (iki örnek vereyim) Hezarfen Ahmet Çelebi için de Baudelaire için de böyle olduğunu görürsünüz. Bu durumda başkasının göremediği derinliği gören garip ya da ayrık, genelin bönlüğüne boşverecek ve bu süreçte de genelin gözündeki garipliğini artıracaktır. İşte bu analiz bizi langırtın neden ayrık insanların oyunu olduğu sonucuna götürür. Bu noktada çağımızda (ki langırt da son 50 yılın oyunu olmakla çağdaş bir oyundur) kavramların nasıl iç içe geçtiğini ve insan tavırlarının nasıl çeşitlendiğini aklımıza getirmeliyiz.

O halde langırtçılar garip olmak zorundadır ve toplum bunu bilse de bilmese de kendisini ilerleten toplumun bu hızlı düşünen ama biraz ayrık davranabilen, langırtçılar dahil, garip kesimleridir. Bu langırtçılara verilmiş bir hediyedir; anlaşılmayanı anlayabilme yeteneği o halde bizleri kısmen de olsa avangard birer şair haline getirmektedir ve bizler bu türün temsilcileri olarak oyunun ayrıkların oyunu olduğunu neşe ile kabul ediyoruz ve manifestomuzu açıklıyoruz: langırtçıysan garipsindir ve garipsen ileridesindir, ilerideysen de dünyayı daha net, bilimsel ama gerektiğinde de isyankar görebiliyorsun demektir. Zaten (iç içe geçmeli bir kanıt olarak) oyun bu özellikleri olmayanları kabul etmez ve iyi langırtçı olmalarına izin vermez.

Son Notlar:

  1. Toplum biraz eşektir çünkü İlker Adıgüzel’e muayene olup iyileşirken ona şükreder ama aynı doktor langırt hastası olduğu için onu garip sanar. Bu sevimli eşek ne olursa olsun bizlerin evi olduğundan ona kızmamalı aksine onu da kendi seviyemize çekmek için elimizden geleni yapmalıyız.

  2. Türkiye’deki langırt yasağının hiçbir felsefi açıklama gerektirmeyen etkileri üzerinde durmadık ve daha evrensel takıldık. Ama tabi ki Türkiye’de algılanan gariplik üzerinde yapay ve belli bir tarihten sonra etki ile da olsa bu yasağın sonuçları vardır.

  3. Langırtın dünya üzerinde resmileşmesi ve kurusallaşması konuları üzerinde de durulmamıştır çünkü biz halen genel olarak küremizde varolan genel algıyı araştırdık. ITSF’nin merkezi Nantes’de dahi bizim satırlarımızın geçerliliğini koruduğunu hissediyoruz.

  4. Tüm eleştri ve eklemelere açık bir yazıdır.

Saygılarımla

Ters Kepçe